Ülkemiz bugün darbe ve sonrasında yaşananlar için enerjisini tüketirken gözden kaçan veya kaçırılmak istenen ülkemiz tarihinde ilk kez bu kadar yüksek bir borçla karşı karşıyayız.
Toplum mühendisliğinin bir tespiti olarak toplumu yönetmeye kalkanlar kendi varlıklarını sürdürülebilir kılmak adına iyi işler yapmanın yanında kötü işleri de büyütmek gibi gizli bir gündemleri olur genellikle. Bittikleri zaman o kötülüğü gündeme taşıyarak ve mağdur edebiyatı ile kendilerini acındırarak toplumu yine peşlerine takarak kendi iktidarlarını sürdürmek niyetinde olduklarını bu enerji kaybında ve karmaşada anlaşılmasını önleyerek zaman kazanırlar.
Ülkemizin kısa vadeli borçları Merkez Bankası rezervlerinin % 110’una ulaşmış durumdadır.
Cumhurbaşkanı likidite sorunumuz yok demesinin sebebini anlamadığımız gibi halkı yanıltıcı bilgiler vermenin ileri doğuracağı büyük bir vebaldir.
Bol para ve batan batının finans sistemini karşılıksız para basarak kurtarmak amaçlı tüketimle ekonomiyi borca dayalı sürdürmeye kalkmanın da sonuna gelinmiştir.
Tüketim talebine dayalı bir genişleme ve büyüme sürdürülebilir değildir.
Tüketim, borç, ithalat ekonomisi işsizlik üretir. İşsizlik sosyal patlamalar doğurur.
İhracat artışı % 2.4’e karşı ithalat artışının % 7.5 gibi çok yüksek bir döngünün akıbeti batıştır.
Tüketimle büyüme hızındaki ivmeye rağmen birilerinin (sermaye+işbirlikçileri) cebine giren kişi başına düşen milli gelir 9 bin dolara kadar gerilemiş durumdadır. 25 bin dolar kişi başına milli gelir konuşanların beklentileri hayal bile değildir.
Eşit gelir dağılımı olmadığı düşünüldüğünde yoksul ve fukara insan sayısı sadakaya muhtaç edilerek tarihimiz boyunca ilk kez yirmi milyona yaklaşmıştır.
Altı milyonu aşan işsiz, üç milyon Suriyeli göçmen vb irade sıkıntısı sebebiyle oluşan son on dört yılın belaları gün geçtikçe büyümektedir.
İşbirlikçi sanayici diye bildiklerimiz ithalatçı, komisyoncu, perakendeci özellikleriyle varlıklarını kurumlarımızı ele geçirmek adına hiçbir sanayi ve üretim yatırımı yapmadan zenginleşmişlerdir.
2008 finans krizi sonrası ülkemiz batının finans sistemini kurtarma görevi üslenmiş, batının karşılıksız parasına karşılık üretmek için o parayı batının bankalarını batıran aynı yöntemle satarak (bireysel krediler) aynı krizi şimdi kendileri yaşamak zorunda kalmışlardır. Aynı yanlışı tekrar edip farklı sonuç almak doğanın yapısına ters olduğu için bu garabetin kendi sonunu kendisi getirmiştir. Kısa vadeli, günü kurtaran, siyasetin elinin kirlerini yıkayan çıkarcı ilişkilerin sonu gelmiştir.
Tüketim+borç+kredi+inşaat+banka balonu patladığında bu risklerin teminatı olan gayrimenkullerin şişmiş değeri bu borcu karşılamayacaktır. Çünkü alın gücü düşen bir ülkede batan kredilerin teminatlarını satın alan kalmayacağı için fiyatlara yere çakılacaktır.
Yeni inşaat ve tüketim olmadan yaşama şansı kalmayan bu liberal sömürü bitmiştir.
Sıcak para gelmesine bağımlı bir ekonominin daha kaybedeceği hiçbir değer kalmadığına göre bu işbirlikçi sistemin sonu gelmiştir.
Cari işlemler dengesi 2016 Ocak-Mayıs döneminde 13.7 milyar dolar açık verdi.
Cari işlemler açığının finansmanı sıcak para ve kayıt dışı sermaye giriş çıkışlarının insafına kalmış durumdadır.
Daha net bir ifadeyle ekonomi sermaye tekelci tefecilerin eline düşmüştür.
Şimdiye kadar parayı çekmeme sebepleri satın aldıkları kendilerine ait şirk kurumlarının batmaması için bunun gerçekleşmesi güçleşmiştir.
Bu nereye kadar sürecek?
Spekülatif nitelikli büyüme de dış borç kaynaklıdır. Borçlanmak güzelde ödemek zordur. Hangi üretim, ihracat ve gelirle bu borç ödenecektir?
Yılda enerjiye 70 milyar dolara yakın para bulma ihtiyacı ortada olup hala bu borcu artıracak otoyol, köprü yapmakla ithal otomobil satışlarını ve akaryakıt satışlarını artırmakla ancak borç ve cari açığın artmasına ve sürdürülemez boyutlara gelmesine sebep olur.
Ekonomi çok iyidir demek halkı ve kendini kandırmaktır.
Ülkemizin 2016 yılı ilk çeyrek sonu itibariyle toplam 411.5 milyar dolar borcu vardır.
2003 yılının son çeyreğinde 124 milyar dolar olan borcumuz on dört yılda dört katına çıkmıştır.
Doksan yıllık birikimlerimizi yabancılara satmamıza karşılık yumurtaları aynı sepete koymak gibi bir yanlışa düşülmüş bu borcun karşılığı olarak ülkemin her tarafına ucube inşaatlar dikilmiştir.
Bugün her yeni doğan bebeğin 5 bin dolar borcu vardır. Bu borç ülkemiz tarihinde ilk kez son on dört yılda yeni doğan bebeklere bile bölüldüğünde eşit bölüşülmeyen milli gelirin bile yarısından fazladır.
Bu borcun 108 milyar doları kısa vadelidir. Merkez bankasının brüt döviz rezervi 98 milyar dolar olup borcun oranı rezerve karşı % 110’dur.
“Kısa vadeli dış borcun merkez bankası döviz rezervlerine oranı” ekonominin kırılganlık göstergesini oluşturur.
Söz konusu oranın yüzde 100’ün üzerinde seyrediyor olması, böylesi bir siyasi belirsizlik ve çalkantı döneminde Türkiye ekonomisi için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Hızla yükselen işsizlik kayıt dışı istihdamı artıracaktır.
Büyümenin niteliğine tekrar dönersek, sabit sermaye yatırımları daralırken ihracat artışlarının da son derece yavaş olduğu bir konjonktür içinde bulunan ekonominin bu siyasi çalkantı döneminde zor bir dönemece sürüklenmekte olduğu açıktır. Bütün bunlar yaşanırken Türkiye’nin uluslararası arenada yalnızlığa itilmesi bu dönemin güçlüklerini daha da şiddetlendirecektir.
Türkiye ekonomisi, bu karanlık günleri içinde kırılgan bir konumda göğüslemek zorundadır. Bu kırılganlık hepimize yeni faturalar çıkaracaktır. Aslında önceden çıkarılmış faturalarla yüzleşmek zorunda kalacağımız dönem başlamıştır. Çoklu kırılganlığın faturası da çoklu kırılganlığı yaşatanlara çıkmadığı müddetçe bu kırılganlığın oluşmasında hiç suçu olmayan masum insanlara çıkması bir başka sosyal yara daha açacaktır.
Önder Karaçay

“Kısa vadeli dış borcun merkez bankası döviz rezervlerine oranı” ekonominin kırılganlık göstergesini oluşturur.
YanıtlaSilSöz konusu oranın yüzde 100’ün üzerinde seyrediyor olması, böylesi bir siyasi belirsizlik ve çalkantı döneminde Türkiye ekonomisi için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.